Helal Kazanç ve Önemi
İnsanların yeteneklerine göre çalışıp kazanmaları, kazandıklarından da belli ölçüde harcama yapmaları hem tabii bir ihtiyaç hem de meşru bir haktır. Ancak toplumda gerekli iş bölümünü ve birliği sağlayacak, hayatın haksızlık ve suiistimallerinden uzak olarak düzen ve güven içinde işlemesine katkıda bulunacak bazı temel ölçü ve ilkelere de ihtiyaç vardır.
İşte Allah fert ve toplumların düzen ve güven içinde yaşayabilmelerini sağlamak amacıyla helal (meşru) ve haram (gayr_i meşru) konusunda bir takım açık hükümler koymuş; bunları çeşitli dönemlerde gönderdiği peygamberler aracılığıyla insanlara duyurmuş, bu hükümlerin nitelik ve kapsamları, İslam’la son şeklini almıştır.
İslam, fert ve toplum hayatını belli değer yargılarıyla yönlendirirken, ne çok katı ve yasakçı ne de her şeyi tamamen serbest gösterecek şekilde ibahacı bir yaklaşım sergilemiş aksine orta bir yol izlemiştir. Öyleyse insanın bu yolda ilerlemesi gerekir. Ama onun kulluk sınavında başarılı olabilmesi öncelikle helal ve haramları iyi tanıyıp bu ölçüleri aşmamasına bağlıdır.
Helal ve Haram Kavramları
Sözlükte mubah, caiz ve serbest olmak gibi anlamlara gelen helal kelimesi, “yapılması dinen serbest olan şeyleri” ifade eder. Bu yüzden “yenilmesi, içilmesi dinen yasaklanmayan şeylere ve dinin yapılmasını serbest bıraktığı fiillere” helal denir. Allah’ın yarattığı nimetlerin tamamına yakını temiz ve helaldir. Eğer haram olduğuna dair bir delil yoksa eşyada asıl olan ibahedir. Çünkü Kuran, yeryüzünde her şeyin insanın emrine verildiğini helal ve mubah olmanın asıl, haramlığın ise istisna olduğunu bildirir. Bu durum, İslam’da helal dairesinin hayli geniş, haram dairesinin ise oldukça dar tutulduğunu gösterir. Ahlaka uygun olmak şartıyla helal nimetlerden istenildiği kadarına olunabilir. Bu nimetler, israfa gidilmedikçe ve ihtiyaç sahipleri onlardan yararlandıkları sürece helal niteliğini sürdürür.
Haram kelimesi ise sözlükte, yasaklanan, meşru ve serbest olmayan şey anlamına gelir. “Allah’ın kesin bir ifadeyle yasakladığı şeylere ve fiillere “ haram denir. Arapçada çok zengin bir kullanım alanına sahip olan haram kavramı dinde, temel ve evrensel ahlak kurallarına aykırı olan, kişilere zarar veren ve insan olma onurunu zedeleyen bütün davranışları belirtmek için kullanılır.
İslam dininde kesin olarak yasaklanmış ve ya serbest bırakılmış fiiller, bizzat Allah tarafından belirlenmiş, Kuran’da da bu belirleme yetkisinin sadece O’na tahsis edildiği bildirilmiştir. Bunun için haramı ve helâlı belirleme yetkisi, yalnızca Allah’a aittir. Bu durumda helalleri helal, haramları da haram kabul etmek, aynı zamanda bir iman meselesi olmaktadır. Bu yüzden kesin şekilde bilinen helalleri haram veya haramları helal saymak, İslam akaidinde imanı ortadan kaldırıcı bir hareket olarak kabul edilmiştir. İslam akaidinde imanı ortadan kaldırıcı bir hareket olarak kabul edilmiştir. Öyleyse haramlığı ve helalliği kesin delil ile sabit olan şeylere inanmak, helal olan nimetlerden meşru şekilde yararlanmak, yasaklanan şeylerden de kaçınmak gerekir.
Bir şeyin ve ya fiilin haram kılınışının asıl sebebi, onun “canı, malı, aklı, ırzı ve dini koruma” şeklinde formüle edilen temel amaçlara açıkça zarar vermesi; ferdin ve toplumun varlığını koruyabilmesi için zaruri olan esaslara da aykırı düşmesidir.
Demek ki helaller ve haramlar, bir dini diğerinden ayıran temel ilkelerdir. Ayrıca bunlar, kulluk sınavı anlamına da gelmektedir. İslam’da yapılan işler, niyetlere göre değerlendirilir. Ama iyi niyet, haramı meşru kılmaz. Çünkü gayeler gibi vasıtalarında meşru olması gerekir. Bunun için İslam’da meşru yollardan helal ve temiz kazanç sağlamak teşvik edilmiş, buna karşılık gayr-i meşru yollarla rızk elde edilmesi yasaklanmıştır.
Bakara 2/29. ibrahim 14/32-33vb.
Bakara 2/187. Al-i İmran 3/93. Maide 5–4 vb.
Maide 5/87 Nahil 16/115-116vb.
Maturidi. Kitabut-tevhid s.332–333
#